25 Şubat 2018 Pazar

AYNALAR

Kamptan ayrılırken son bir işim daha vardı yapmam gereken. Almam gereken küçük bir ödeme kalmıştı. Kamp yetkililerinden Jutta bir mesaj gönderdi. “Alacağınız için kampa gelebilir misiniz?” Beklenen gün geldi çattı. Ayaklarım geri geri gitse de kampa gidecektim.

Sabah, yola çıktığımda içimde bir daralma hissettim. Yolda yavaşça yürürken kampta geçirdiğim günleri düşündükçe içim daha da daraldı. Kamp yerine vardım. Etrafı izlemeye başladım. İçeri girerken ilk geldiğim günün ağırlığı düşmüştü yine üstüme… Bir yılımı geçirdiğim kampa girerken yine yoldaki anılar fırtınasının içinde kalmıştı gönlüm. Yavaşça içeri girdim. Yine Arap komşum yerleri paspaslıyordu. “Sıra ona gelmiş demek ki…” dedim içimden. Onu izleyerek yanından geçerken paspas yaptığım zamanlar geldi aklıma. Gönlümde bir daralma daha…  Paspas yapmak bir insana bu adar mı ağır gelir. Bana gelmişti…“Bereket versin ki kamp hayatım bitmişti.” Dedim içimden…


Herkese selam vermeden gitsem olmazdı. Oradaki insanlarda benimle aynı kaderi yaşıyorlardı. Hepsi ülkesini aynı sebeplerden olmasa da benzer sebeplerden terk etmek zorunda kalmış, burada mülteci kampında hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlardı. Afgan, Pakistanlı, Arap ve daha nice milletten insanlar. Tek tek selam verdim. Gözlerindeki sevinci görmek bir an olsun beni mutlu etti. Bir yılım bu insanlarla geçmişti sonuçta. Elemi gitmişti bir nevi lezzeti kalmıştı.  Çamaşır makinesinin olduğu yerden yürümeye devam ettim.  Afgan Kadınlar yine sıra kavgası yapıyordu. Sanki makine, bir yıkamadan sonra ellerinden alınacakmış gibi tartışırlardı her defasında.

Ben yürümeye devam ettim. Jutta’nın odasına geldiğimde selam verip içeri girdim. 10 dakika süren işlem sonrası kamptan kendimi son kez dışarı attım. Rüzgârın da verdiği destekle hızlıca oradan uzaklaştım. Özgürlük… Nefesimde uzun bir soluk olmuş beni geleceğe sürüklüyordu.

Peki, gelecekte ne vardı?

Gelecek gizemli bir zaman dilimi insanoğlu için. Tolstoy’un da dediği gibi insana yarını verilmemişti. Ne olabilirdi gelecekte? Ancak düşüncede kalmış olan şeylerle tahminde bulunur insanoğlu. Bazen ümit aşılar bu düşünce insana bazense evham yüklü bulutları taşır gökyüzüne. Peki, kamptan son kez ayrıldığımda benim gelecek tasavvurumda ne vardı?
   
Sanırım sadece kocaman bir yüzleşme! Kendimle yüzleşme… Yüzyıllardır insanoğlunun kullandığı bir materyalle olacaktı tabi ki… Ayna... “Ayna ayna söyle bana kimim ben” diyecektim. Aynalar yalan söylemezdi. Bundan belki de kamptan çıktığımdan beri aynalara bakmaya başlamıştım. Her aynaya baktığımda ben vardım ayna da ve ayna bana beni anlatıyordu sanki. Bazen aynalara öyle dalıyordum ki çocuklarımın dikkatini çekmiş bu. Ben aynaya bakarken çocuklar gelip komiklik yapıp gidiyorlardı. Demek ki onlardan şimdilik yardım isteyemeyecektim. Yüzleşme benden bana olacaktı. Evet, insanın yapacağı en zor şey ne dediklerinde “kendisi ile yüzleşmesi” demiş erenler… Aynalar bana olduğum gibi beni anlatıyordu. Artık hakikati anlamaya başlamıştım ve bu beni ürkütüyordu.

Aynalara bakarken neler geçmedi ki aklımdan, gönlümden… İnsanın kendisi ile yüzleşmesi gerçekten zormuş derken kelimeler dökülmeye başlamıştı dudaklarımdan…

- Bir despot rejimin acımasız çarkları arasında yitip giden hayat hikâyeleri... Canların pazara çıktığı ve sefirleştirdiği hikâyeler...

-Artık birlikte yürüdüğümüz arkadaşlarımızın sessizliği yüzünden önümü de göremez haldeyim.

-Her yerden Soykırım haberi geliyor. Bitecek diye beklediğimiz zulüm artarak devam ediyor. Önüne geleni yutuyor da yutuyor…

-Biz bize düşeni ağır aksak, kırık dökük, azdan çoktan ama tamamen plansız bir şekilde yürütmeye gayret ediyoruz...

-Bu haliyle düşmanı kendimize güldürdüğümüzü bilsem de elimden ne geliyorsa yapma gayretinde ilerleyeceğimi bir grup gönüllü ile ilerleyeceğimizi biliyorum.

-Orda bir zulüm var uzakta ve bizler Özgürlüğün sarhoşluğunda kalamayız.

-Biz okurken dayanamayıp artık twitterda takip etmeyeceğim kararı alıyoruz.

-Ne hayatlar var. Değil cezaevine girip İşkence görmek hayatta kalma mücadelesi ile pençeleşirken evlatlarını da düşünmek zorunda kalıyor. Can veriyorlar. Ailecek inim inim inliyor ve bu halde bile duruşlarından taviz vermiyorlar...

-Ve biz özgürlüğü tadan talihliler! Ardından baktığım aynalar bana bu düşünceleri haykırdıkça dayanılmaz bir hal alan ruhumun ızdırabı bir dağ başına çıkmak ve avazı çıktığı kadar hakikati haykırmam gerektiğini söylüyordu. Üstad Necip Fazıl;
“Beklemeyin gelemiyorum
Aynalar yolumu kesti derken ki ızdırabını şimdi daha iyi anlıyordum.

- Talihli olduğumuz için değil talihsizce nasibin keyfimize dokunmasınlar kısmında olduğumuz için  aynalarda kendimizle yüzleşmeliyiz… Başkasına değil kendimize yanmalı ve mümkünse kendimize ağlamalıyız...



Gibi birbirinden bağımsız cümleler dökülürken ağzımdan bir yandan kendimle yüzleştiğimi anladım. Zordu… Ama yapmaya devam etmeliydim. Gelecek elbet bir gün gelecekti. Ama ben kim olduğuma karar vermeliydim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder