5 Ocak 2018 Cuma

Mahalle Baskısı

Kamp hatıralarım olmasa onu tanımayacaktım. Dert ortağım.. Sumeyra..

Bu isim ben de derin acılar çağrıştırıyor. Eşi cezaevinde. Dayısı annesine olan kininden yeğenini ihbar ediyor.  Umarım ki öz hakiki! dayının yüreği değil eli! gözü silah görmemiş yeğenini ihbar etmekle soğumuştur.. Ahirette special bir sıcaklık 🔥 ile karşılaştığında yüreğinin soğukluğunu hatırlar..

Sümeyra iki çocuğuyla ayakta durmaya çalışıyor. Ailesi eşini görmeye gideceği on saat uzak yolculuğu bahane ederek gitmesini istemiyor. Halbuki ki okuyanlar hatırlayacaktır.. Dört aydır 6 yaşıdaki oğlunu bile maddi sıkıntısından götürememişti. Bu yazıları okuyan bir hayır sever 🙏🏻 biletler için sponsor olmuştu. Her türlü maddi sıkıntısı için destek olmaya da devam ediyor.

Türkiye’de Kadın ailesinden maddi manevi destek alamasa da, evlenip çoluk çocuğa karışsa da baskı alabiliyor.

Sevgili Sumeyra canım arkadaşım,

Hayat senin hayatın. Yaşadıklarını idrak edemiyoruz. Belli ki en yakınların da etmek istemiyorlar.. Eşin ile vefa yamaçlarında geziniyor, gün sayıyorsunuz. Evlatlarınla doğru yolda ilerlemeye devam etmeniz için dua etmekten başka bişey gel(m)iyor elimden.

Eğer istersem, Avrupa’da iken çocuklarına oyuncak yollayabilirim.

Evinin ihtiyacı olan bal, yağ, pekmez, bakliyat satan bir KHK mağdurundan ürün alıp sana gönderebilirim.

Üç beş arkadaşa haber verip senin için aylık bir yardım sağlayabilirim.

Sosyal medyadan senin için yardım isteyebilirim. (Ses vereceklerinden Emin’im)

Bunlar bana düşenler..



Sana düşen ise iki çocuğunu toprağa veren yüreği yangın yerine dönen annenin dediği gibi... ‘Ağlamaman’ ve sana dayatmaya çalışılan mahalle baskısına yenik düşmeden dimdik ayakta durman..

https://twitter.com/kamphatiralarim/status/949530123065315329


Bak bu Kadın dile kolay iki çocuğunu kaybetti. Neden? Hakim ve savcılar senin eşin gibi suçsuz insanları cezaevinde tutarak vicdanlarını körelttiğinden. Adalet aradığımız yerde yapmaları gereken işleriyle ilgilenmeyen adaletsizler iki çocuğun katledilmesine göz yummuş oldu.

Polis, Hakim ve Savcılara giden Kadın netice alamıyor. Ailesi iki çocukla geri dönmesini kabul etmiyor. Mahalle baskısından şiddet gördüğü eşinden ayrılamıyor.. Olan geleceğimiz olan yavrularımıza oluyor..

Unutma sevgili Sumeyra.

Yarınlar senin ve çocuklarının..

Ailene Anne olarak sen sahip çıkacaksın...

Yavrularını güldürmek için ağlamayacaksın..


4 Ocak 2018 Perşembe

Anne Bağrına Taş mı Basacak!

Eve çıkma sürecimiz üç hafta süren yılbaşı 🎄 tatilinin girmesiyle uzadı.

Süreç uzadıkça can sıkıntımız arttı. Eve çıkacağız diye aldığımız ufak tefek eşyalar artık odaya sığmaz oldu.

Çocuklar evde.. Devamlı kar yağan bu ülkede üç küçük çocuğu alıp bisikletle dışarı çıkmak, bir anne için hayli zor.

Hal böyle olunca odaya hapsolan yavrular oyuncakları dağıtmaktan, kıyafetleri savurmaktan, kitapları yırtmaktan bıkmadı. Uzun lafın kısası bu akşam Polyannacılık oynayamayacak kadar, kötü bir ruh halindeydim..

Faslı’nda Bizim ahvalimiz dünya telaşı ile geçerken, Aslı’nda meşum zaman diliminin her gecesi bir ağıt barındırıyor.

Gelen mesaj beni kendime getirdi. Bu akşam güzel yavru Berk aramızdan ayrıldı. Berk bu Cuma gecesi kuş gibi uçup gitti aramızdan..

Günahsız yavrunun dünyadaki nasibi bu kadarmış.. Amenna..

Hatırlar mısınız? Anne Fatma hanım 35 kiloya düşmüştü. Duymuyordu, sesini de yetkililere duyuramıyordu.

Bu gece bir Mazlum Anne evladını kaybetti. Eşini yanında istiyordu..

Günlük telaşın içinde boğulan ben, Fatma hanımla yüzleşiyorum.

Başsağlığı dileyemiyor, yüzüne bakamıyor, yüzümü çeviriyorum. Dert edindiğim dünya telaşı karşısında ona bakacak yüzüm olmadığı gibi verecek tesellim de yok. O darılmıyor. Ben daralıyorum.

Sabır diliyor, sabır dileniyorum.

Tevbemde bunalıyor yine tevbeme sığınıyorum.

2 Ocak 2018 Salı

KADINLAR

Konuşamayan Iraklı Kadın..

Onu ilk kaldığımız kamptan tanıyorum. Yeni gelmiştim ve ailecek bana yardım etmeye çalışıyorlardı. Ortak alan olan yemekhanede çocuklarım durmuyor, yemek yemiyor, koşturuyorlardı. Bana bakıp sıkıntı yok hareketleri yaparak beni rahatlatmaya çalışıyorlardı. İşaret 🤟 (Gönül) diliyle anlaştığımız bu çift, birgün koca bir poşet dolusu oyuncak getirmişti. Haliyle çocuklarımı da koca bir mutluluk hali sarmıştı.

Şimdilerde, bu kadın eşinden ayrı dört çocuğu ile son kampımızda.. Çamaşırhane önünde beni görünce başlıyor işaret dili ile anlatmaya.. Belli ki çok bunalmış. Hem ağlıyor hem elleri ile anlatıyor. Eşinin vurduğu ve üzerinde sigara söndürdüğü yerleri gösteriyor. Yüreğim parçalanıyor.


Diğer bir Iraklı Kadın.. Üç çocuğu var.. Aynı durumdayız,. Yalnız başımıza çocuklarımızla kampta kalıyoruz. Aramızda  tek bir fark var. Onun çocukları büyük. Aynı anda oturum aldık.

Bir kamp ritüeli haline gelmiş çikolata 🍫 dağıtımı yapıyorum. Her odaya gidip ‘inşallah ikame’ diyor gönül alıyor, gönülden dua ediyorum. Ama bu Kadına kızıyorum. Hem oturum aldığını saklıyor hem tatlı dağıtmıyor...

Bugün çok acı bir şekilde öğreniyoruz sessizliğinin sebebini. Polisler geliyor. 18 yaşını doldurmuş oğlunu götürüyorlar. Deport edilen delikanlıyı, ülkesine geri gönderiliyor... Bağırışlar.. Engellemeler kar etmiyor.. Kadın gün boyu odasında ağlıyor ağlıyor.. Meğer 18 yaşından küçük kızları ile oturum alırken oğluna ülkeyi terk etme kararı çıkmış.  Eve çıkmak için çocuklarımla sevindiğimiz bu demler de yine mutluluğumuz kursağıma düğümleniyor.

ve bir tweet..  İki gündür beni benden alan hadise.. aynen alıntılıyorum;

ABD'ye yeni gelen bir kadının dramını öğrendim:  Kadın TR'den canını kurtarmak için Meriç'ten kaçmaya karar veriyor. Kaçarken kucağındaki bebeğini suya düşürmüş. Bebek gidince bağırmasın diye ağzına başörtüsünü bağlamışlar. O gündür bu gündür konuşamıyor. Ona bunu yaşatanın ABV.


.. ve bugün bir Kadını, oğlu açlık grevinde olan bir anneyi yerde sürüklediler. Neden mi? Sadece işini geri isteyen öğretmen oğluna ses verdiği için..

Kadınlar..

Cahiliye devrinde satıldılar.. şimdilerde hapislere atıldı. Evlatlarından ayrıldılar. Zulüm gördüler. Zulümler görüyorlar.

Bağırlarına bastıramadıkları evlatlarının yerine, yüreklerinde evlat sevgisini bastıran Analar..
Nişanlı iken cezaevine gönderilen ve bu sebeple sevdiğinden ayrılmak zorunda kalan genç kızlar..
İşkence görüp, şerefsiz yüzsüzler sebebiyle eşinin yüzüne bakamayacak durumda gelip görüş günü küçük bir kağıda ‘beni boşa’ yazıp değil konuşmak, eşinin yüzüne bakamayan Kadınlar...

Yüzyıllardır çilekeş onlar..

 İmtihanın büyüğünü naif bedenlerinde, koca yürekleriyle taşıyorlar...

1 Ocak 2018 Pazartesi

🔥 ATLA!!!

Çocuklara her akşam yatmadan Masal okuyorum. Bu akşam da kitabımızı bitirdikten sonra süt 🥛 içip uyku moduna geçiyoruz. Sesli İngilizce masal açıyorum. Tam uyku moduna geçmiş iken yangın Alarmı çalmaya başlıyor. Montları, botları alıp herkes gibi biz de dışarıya doğru hızlı adımlarla yürüyoruz. Zihnim hemen geçmişe yöneliyor. Geçtiğimiz aylarda da iki defa alarm talimine katılmıştık. Ansızın çalmaya başlayan alarm 🚨 yüzünden çocuklar ağlamaya başlamıştı. Montları almadan çıkmak zorunda kaldığım için kızım hastalanmıştı. Sesin yüksekliği sebebiyle yaşadığım travmayı hatırlamak bile istemiyorum. Kendim o haldeyken ağlayan çocuklarımı teskin etmek de kolay olmamıştı. Ta ki itfaiye arabası 🚒 ve ambulans 🚑 gelene kadar... Bunun bir oyun olduğunu ve gerçek yangın da hızlı koşabilecek miyiz? testi yapıldığını anlatmıştım.

Odaların önünden hızla geçerken bir odadan gelen yanık kokusuyla rahatlıyorum. Artık dışarıya çıkarken gayet sakinim. Yangın 🔥 yok bundan eminim fakat bir oda da yanmış birşeyler yani yanık kokusu var..

Olası bir durumda kaçış planlarını gözden geçiriyorum. Odamın hemen yanındaki yangın merdiveni aklıma geliyor. Yangından nasıl kaçardım, nasıl kurtulurdum planları yapıyorum.. Yangın olsaydı pencereyi açar ve atlar mıydım diye düşünmeden edemiyorum.

Kampta Alarm hengamesi sürerken telefona, gün içinde merhum Mustafa Zümre hakkında arkadaşıma sorduğum sorunun cevabı geliyor. Haber doğrulanıyor.

‘Zümre, Meriç nehrine neden atladı?’


Gelen cevap şöyle; Tutuklandığında ağır işkenceler gördüğü ve bu işkencelere dayanamayacağını düşündüğü için. Zaten ailesiyle bu yolculuğa çıkmasının sebebi de dayanamayacağını inandığı işkenceler.. Arkadaşına söylediği ‘İşkence adına aklınıza ne geliyorsa hepsinin prototipini üzerimde denediler. Beni bir daha alırlarsa bu kez sağ bırakmazlar’ sözleri herşeyi özetliyor.

Mustafa Zümre, Meriç sularına atlıyor. Dalgıç ekiplerinin aramayı reddetmesi sebebiyle aradan üç ay geçtikten sonra bedeni kıyıya vurmuş şekilde bulunuyor. Biz farkına varmasak da zulüm bir can daha alıyor. İki çocuğu yetim bırakıyor.

Bu gece anladım ki evlatlarını bırakıp atlamak kolay değil.. Siz de farkettiniz mi? Ben hergün masal okurken, zulme maruz kalmış öncüler destan yazıyor. Yaşadıklarıyla yakın Tarihe imza atıp, not düşüyorlar.

Yüzleştim.. Peki siz ne yapardınız?

Ağlayamadım.

Atlayamadım.

Kabuğumu kıramadım.

Ötelere yol alamadım..

Şehit namzedi olamadım.

Nehrin bu tarafında kaldım..






31 Aralık 2017 Pazar

Büyük Çaresizliğimiz

Üç aydır boş olan yan odaya beş aylık oğlu ile Uygur bir kadın yerleşti.  Yan oda da ikamet edenlerin en önemli özelliği gelenlerin Türkçe biliyor olmaları. Bir önceki Afgan komşum da Türkçe biliyordu. Şimdilerde kampta Türkçe muhabbet edebilecek iki üç kişi varız.🤔

Cemile diğer kampta problem yaşamış. Bir kamp klasiği olan geçimsizlik halinden garibim de nasibini almış. ‘Kaldığım kampta ne Türk ne Uygur kimse yoktu’ diyor. Halbuki Cemile Türkiye’den önce Arabistan’da kaldığı için çok iyi Arapça biliyor. Etraf Arap kökenli İnsan kaynarken ve herkes dilde müpmüslüman iken anlaşamamış.

Tam bir komşuluk atmosferindeyiz. İlk zamanlar yalnızlık çekmesin diye ne yiyorsak götürüyorum. İkinci hafta ise sorma gitsin. Onlar da yiyorsak biz de çay içiyoruz. Kültürlerimiz çok benzerlik gösteriyor. Eli hamurdan hiç çıkmıyor..

Bütün akrabaları Çin’de mahpus hayatı yaşıyor. Eşinin hangi ülkede olduğunu şimdilik söylemiyor, söyleyemiyor.. Hele oğlu.. Hele oğlu.. Annesinden başka bir kucakta etini sıkmışsın gibi basbas  bağırarak ağlıyor.. Gariban kampta doğmuş.. Baba bulunduğu ülkeden çıkıp gelemiyor.. Yavrucağın ağlamaları yüreğimizi dağlıyor. Cemile benim ahvalime ben de onunkine dertleniyorum.

Uygur komşum bir Türkiye sevdalısı. Zaten ben kampta kalıp, Türkiye’yi sevmeyen bir kişi görmedim. Bir başkadır benim memleketim..🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Komşumun çok tanıdığı var İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde. Hatta evi de var.. Şaşırıyor muyum 😳 Hayırr. Güzel ülkemden herkes ev alabilir. Herkes Türkiye’de kalabilir. Ben ve benim gibiler hariç.. Peki bu kadar seviyordun, rahatın da yerindeydi. ‘Neden geldin Cemile Evropaya? Avrupa’nın sana vadettiği ama Türkiye’nin sana veremediği ne idi?’ Anlatıyor; Tüm akrabaları güzel ülkeme taşınmış. İş bile kurmuşlar.. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra akrabalarını Çin Hükümetine vermiş Türkiye.



İşte tam burada Türkiye transfer geçişi ile Yunanistan sınır kapılarında bekleyen yüzbin masum Müslüman halk geliyor aklıma.

Öz vatanında parya yaşayan arkadaşlarımın yaşadıkları bir yana...

Dünyada Müslüman toplulukların Zulümden kurtuluşu adına söylemin ötesine geçmeyen ve kılını kıpırdatmayan sureti Hakk’tan Müslüman Liderler var.

Fillerin tepindiği yerde çim gibi ezilen masum Müslüman Halklar..




20 Aralık 2017 Çarşamba

Öksüz Emrah!

Üçüncü yazı olacak Emrah hanımla ilgili..

Unutmadınız değil mi. Onunki de mazlum hikayesi, mağdur hikayesi, mahzun hikayesi..

Anlatıvereyim..

Emrah ve ablası öksüz büyümüş. Onbir yaşında annelerini kaybetmişler. Üstadın talebesi olan Astsubay babası, Kuran Kursunda ahlaki değerleri öğrenecekleri bir eğitimle taçlandırmış kızlarını.

Emrah hanımın ablası Pakistan’da. Geçtiğimiz dönemlerde eşi ve kendisi Türk kolejı çalışanı idi. Şimdiler de ise Pakistan’da kurabiye, börek, kek yapıp pazarda satmak suretiyle mutfak masraflarını çıkarmaya çalışıyor. Pasaport süreleri dolduğu ve UN verilen hiç bir dilekçeye cevap vermediği için ülkede can güvenlikleri olmamasına rağmen kalıyorlar..

Emrah hanıma gelince...

Çocuklarına hasret annelerden biri Emrah. Çocuk hasretiyle yanıyor.. Üç oğlu var. Terör örgütü üyeliğinden bir buçuk yıldır cezaevinde. En küçük oğlu cezaevine girdiğinde 2 yaşında işi. Şimdi 3,5 yaşlarında. Kapalı görüşlerde annemin kucağında oturacağım annemi öpeceğim diye ağlayan çocuğu hatırladınız mı? Bir sonraki görüş günü o küçüğü getirmediklerinde Emrah göremeyince baygınlık geçiriyor. Ayıldığında ise ilk ‘oğluma ne oldu’ diye soruyor.

Oğlun iyi Emrah. Annesine ve babasına hasret olmasının dışında oğlun iyi. Biz de iyiyiz be kardeşim! Ama sen iyi değilsin..

Emrah çok hasta ve gittikçe ilerleyen hastalıkları var. Doğum sonrası nükseden iltihap tedavisi yarım kaldı. Bir yıldır menepozda. Kadın hastalıkları tedavisi göremiyor. Emrah’ın göz rahatsızlığı ise gittikçe ilerledi. Retina yırtılması nedeni ile doktor hiç göremeyeceğini söylüyor. Zaten ara ara yaşadığı strese bağlı görme kaybı yaşıyor.

Ben ise Emrah için el açıyorum. Çocuklarla her gece dua ediyoruz.
Belki yetkili bir kişi sesimize ses verir.
Emrah Öksüzdür bilin diye yazıyorum, yazıyorum..

Kısacık Özetledim Ahvali

Uyumasak.
Hiç uyumasak..
Hiçbirimiz uyumasak...

Türkiye’de;

Hakimler; hasta insanların tutukluluğunun devamına ... diye devam eden kara kararlar alırken..

İşkence sümen altı edilirken
Hiç kimse yaşananları bilmezken, anlamazken..

Uykusuz kalsak.

Televizyonlara çıkıp ‘asalım keselim’ diye cellat tellallığı yapan sözüm ona Gazeteciler, üstüne bir de ‘bir kaçına suikast girişimde bulunmak lazım’ söylemiyle alttan alta halkı bir soykırıma alıştırıp faşizmi mübahlaştırırken..

Reza iğrenç tezgahını anlatıp tel tel dökülürken. Hala büyük resmî görmemekte ısrar edenler.. Evlerinde bir tane dahi silah çıkmayan 🤔 masum insanlardan oluştuğu iddia edilen terör örgütüne inanan, aklını şeytana yem etmiş yurdum insanı varken..

Uykularımızın canına okusak olmaz mı?

Kampta 35 aile var. Üç aile dışında geri kalanlar Müslüman.. Hepsi kendi ülkesindeki diktatör yüzünden  yerinden, yurdundan, hayatından vazgeçmek zorunda kalmış.

Hal böyle olunca aklımı ve ruhumu sadece bir soru kemiriyor. Müslümanlar neden bu durumda?

Aylardır misafiri olduğum Kamptan ayrılmamıza günler kala bu soruya vereceğim tek bir cevabım var artık!

Uyudukları İçin.

Müslümanlar çok uyuduklarından, düşmanları ise oyun/tuzak kurmak için uyumadıklarıdan.

Darbeyi ben mi yaptım? Sorusunun muhatabı ben isem, cevaba da etkim olmalı değil mi?

Evet. Darbe yapanlar büyük tuzak kurdular. Buna şahit olmama rağmen, hala uyanık kalamıyor, bana düşeni göremiyor ve aksiyoner davranamıyorsam, dünyadaki tüm zulümlüler için ADALETİ haykırmıyorsam..

Canına okumadığımız uyku birgün canımıza kastedecektir.

Vesselam..