6 Eylül 2017 Çarşamba

ÇAY


Yeni kampımıza gelir gelmez komşuluk ilişkilerimi ilerleten yegane araç çay oldu. Nasıl olmasın ki! Bir kapıya gidip su ısıtıcısı, diğer kapıya gidip termos istiyorum. Sıcak suyum ve demlemeye çaydanlığım yok. Ama çayım var hazırlıklıyım👌🏻Her kapı tıkladığımda 'kainatın dilenciliğinden kurtulamadığım yegane nokta çay' diye düşünüyor yine de vazgeçmiyorum sevdamdan.

Telefonla arayan, isteklerimi soran Türk arkadaşlardan 
isteğim elektrikli çay makinesi, ince belli altı tane bardak..

İki gün sonra çay makinem geliyor bütün derdim bitiyor. Elektrikli çay makinem.. Tek lüksüm.. Tüm komşuluk ilişkilerine 3-5 gün ara veriyorum. Buraya alışmam için amudi bir yükseliş sağlayıp uzun atlama  çubuğu oluyor çay.
ve sonra..

Betül Sedacık vefat ediyor bayram günü babasına koşarken. 
Bu haberle son noktayı koyuyorum bu kadar zulme. 
Kalbim sabit ve zikri ile meşgul fakaat aklım isyan ediyor. . Artık damarlarımdaki kan firar etmek istiyor bedenimden. Damarlarım patlayacak ama nasıl? derken.. 

Kadim dostum çayla göz göze geliyoruz. 
Tadım bozulmuş çoktan.. Tadını bozuyorum çayın. 
Sabahtan demliyorum. Acıtıyorum da acıtıyorum. Zehir gibi olunca susuz içiyorum. Yürek acıma acısını katıyorum.

Hanemde yol azığım,
Gözyaşımı dökerken tesellim,
Risalemi okurken hasbihalim,
Türkümü dinlerken dertdaşım,
Nâme de beslendiğim ab-ı hayatım,
Kimsenin hakkımı vermediği yerde dudak payı kadar dahi olsa hak veren sırdaşım ☕️ çay.

Dert bir değil kardeşim bin bin!!

Ey çay!

..tüm acizliğime rağmen, sadakat sınavımı verdiğim şu meş'um demlerde senle birlikte demlenmeye her daim hazırım.



5 Eylül 2017 Salı

Göçmen Bürosu


Geleli bir ay oldu. Geldikten bir hafta sonra çocukları alıp dışarı çıkmaya başladım. Markete, parka, pazar'a...vs. adapte olma süremiz kısa idi. Bir de ufaklık devamlı zırlamasa.. Zır zır zır biz onun bu haline adapte olduk galiba🤷‍♀️💆🏼🤦🏼‍♀️

Göçmen bürosu görüşmelerinden biri tamamlandı. Görüşmeye gideceğim saatlerde çocuklarıma bakması için tecrübeli bir dadı çooktan ayarlanmıştı. Hal böyle olunca gözüm arkada olmadan büronun yolunu tuttum.

Cebimde bugüne özel ücretsiz seyahat kartım.. Randevu saatinde orada bulundum.  Beni bekletmeden içeri davet ettiler. Bir Müfettiş ve bir tercüman var odada. Müfettiş her söylediğimi bilgisayarında kayıt altına alıyor.  Rahatlığı rahatlatıyor. Ülkemde görmediğim İnsana verilen değeri bir başka ülkede hem de mülteci statüsünde görmek elbette çok mutlu etti ama ülkem adına derinn düşüncelere de sevketti. Sanki yaşadıklarıma inat karşımda psikolojik olarak beni rahatlatan bir psikolog vardı.

Eşit statüde iki insan karşılıklı konuşuyoruz. Verdiğim doküman/bilgilerle örtüşen yol hikayemi dinledi önce.. Sonra anlat dediler...Gazetede yazdığıma dair bir numune 📰🗞, Banka hesabı💳, SGK dökümü 📑bile delil olarak yeterli idi. Bu görüşmede beni dinlediler👩🏼‍💻


İkinci görüşmede sorular sorular, olaylar olaylar..

Bizim memlekette çikolatalar 🍫 protesto ediliyordu o sıralar, aramızda çikolatalı gofret sevmeyen yoktu ama şimdilerde o gofretleri bıçaklayıp, asan çoktu. 😬😬Yani twitterda yok yoktu.

Görüşmenin bir yerinde ülkemin çikolatasına saldıranların halinden bahsettiğimde müfettişin beni anlamadığını hissedip (Hoş gerçi.. ben anlıyormuydum sanki!) sözü çikolatayı asan bize ne yapmaza getirip bitirdim. Mesai bitmek üzereyken, not ettiklerini özetledi müfettiş.  İmzaladık karşılıklı yazılanları.. İşlemler tamam!

Artık vakit koşa koşa metroya, yavruların yanına gitme vakti.. Nedense onlara sarılma ihtiyacı hissediyorum.

Yeni hayatımız şimdi başlıyor..Bir sonraki aşama kalıcı mekan ⛺️ Yerleşik Kamp hayatı.

31 Ağustos 2017 Perşembe

BAYRAM..


* Arakan Müslümanları Rohingyaların kaldıkları kamplarda ağaç yaprakları yiyip, çocuklarına da açlıklarını gidermek için toprak yedirdikleri,


* Bir yaşlarındaki çocuğun evde tüm odaları gezip 'anne anne' diye hapisteki annesini aradığı,

* Yaşlı bir annenin gizli güçler tarafından kaçırılan oğlunu '78 gündür oğlum kayıp, yetkililere sesleniyorum' dediği ve sesine cılız bir sesle dahi mukabele edilmediği,

* Ufacık yavrularıyla 10-20-25 saat yol gidip 3-5 vasıta değiştirerek hapisteki eşlerini yarım saat görme hasretiyle çile çeken ailelerin bitip tükendiği,

* 'Abla biliyor musun doğumuma bir ay kalmıştı, benim eşimi öz dayısı ihbar etti' mesajlarını aldığımız,

* Herkesin bayramı beklediği ama çiçeği burnunda gençlerin 'keşke Bayram gelmeseydi Annesiz, Babasız bayramı geçirmek en zoru' diye Ahh edip vaveyla ettiği dünyada,

......(daha niceleri, daha niceleri)

"Bayramm" demeye utanıyorum.

Biliyorum... Kelimelerimiz acınıza tercüman olamıyor.

Sözlerimiz de tükendi.

ama Bilin ki!

Size gelmeyen Bayram bize de gelmedi.

30 Ağustos 2017 Çarşamba

ARAKAN😰😰😰


Arakan hakkında o kadar fazla bilgi kirliliği oluştu ki bir doğru kaynak derdine düştüm. Yine içimizden biri güzel bir insanın paylaşımı İle beynimden vurulmuşa döndüm. Çok uzun bir yazının en can alıcı gördüğüm noktalarını ayıkladım. Bu gece de Arakan için uyumadım.😢😢😢

Meraklısına link;

http://t24.com.tr/haber/6-soruda-arakan-tarihi-etnik-ve-dini-kiyimin-dunu-bugunu,429735

Gazeteci - yazar İbrahim Sediyani'nin, T24'ün sorularına e-posta yoluyla verdiği yanıtlardan önemli tespitler:

“Rohingya’ Kürtçe bir isim ve ‘güneşin doğduğu ülke’ demek”

*Arakan coğrafyasını Kürt tüccarların ve tebliğcilerin “İslamlaştırdığını”, Kürdistan’dan bu topraklara gelen Kürtler’in “Rohingya” ülkesini kurduklarını, Kürtler’in doğuda gittikleri en uzak yer olduğu için “Doğu ülkesi” anlamında “Rohingya” adını verdiklerini kaydeden Doğulu ve Batılı tarihçiler ve coğrafyacılar, Kürtler’in ayrıca bu cennet coğrafyanın harikulade doğal güzelliğine iltifat etmek amacıyla Rohingya’ya “Aydınlık topraklar”anlamında “Rewşeng / Ruşeng” adını da verdiklerini kaydetmektedirler.

"Rohingyalar dünyanın en Mazlum Halkı"

Müslüman Rohingyalar, bizzat Birleşmiş Milletler tarafından da resmî olarak tescil edilmiş bugün “dünyanın en mazlum halkı” durumundadır.

*54 milyon kişinin yaşadığı ve çok dînli, çok dilli, çok etnisiteli bir ülke olan Myanmar (Burma) nüfûsunun yüzde 68’i Bamar (Burmalı), yüzde 9’u Şan, yüzde 7’si Kayin, yüzde 3, 5’i Raxine, yüzde 2, 5’i Çinli, yüzde 2’si Mon, yüzde 1, 9’u Rohingya, yüzde 1, 5’i Kaçin, yüzde 1, 25’i Hint, yüzde 0, 75’i ise Kayah’tır.

*64 yerli etnik kökenin yaşadığı ülkede 200’ün üzerinde dil ve lehçe konuşulur. Bunlar arasında Şanlar, Kayinler ve Rohingyalar devlet tarafından her türlü ayrımcılık ve dışlanmaya maruz bırakılmakta ve kendilerine “vatandaşlık” hakkı dahi verilmemektedir.

*1982 yılında çıkarılan “Yeni Vatandaşlık Kanunu” ile Rohingya halkı “millî unsur” (Myanmar ulusu) kategorisinden çıkartılarak kendi öz yurtlarında birer yabancı, sığıntı konumuna düşürülmüştür. “Doğdukları ülkenin vatandaşı” olma hakları bile ellerinden alınmıştır.

*Rohingyalar’a, üzerinde “Yabancılara aittir” yazılı beyaz renkte özel bir kimlik verilir. Bu kimlik sadece bilgi amaçlıdır. Tüzel anlamda hiçbir geçerliliği yoktur.   

*“Anadilde eğitim” ve “Anadilde savunma hakkı” gibi en temel insanî hakları tanımamaktadır. Rohingya Müslümanlar’ın üniversiteye gitmesi yasaktır. En fazla liseye kadar okuyabilmektedirler.

*Myanmar (Burma) devleti ve ordusu, ülkedeki etnik azınlıklara mensup kişileri zorla çalıştırmakta ve çalıştırdığı yerlerde dînî ve kavmî kimliklerini hedef alan aşağılayıcı muamelelere maruz bırakmaktadır.

*Müslüman Rohingyaların beton evler yapmaları yasaktır; evlerini ahşap yapmak mecburiyetindedirler. Üstelik bu evler “devlete ait evler” olarak kabul edilir ve kaza ile yangın çıkarsa, evde oturanlar “devlete ait evi yakmak” suçundan 6 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır.

*Bir Müslüman Rohingya, iş yeri açamaz. Rohingya’nın iş yeri açabilmesi için bir Budist’le ortaklık kurması gerekiyor. Budist, tek kuruş sermaye koymadan işletmenin yüzde 50’sine sahip olmaktadır.

*Rohingyalar, sahip oldukları hayvanlar için de her yıl devlete vergi ödemek zorundadırlar. Rohingya Müslümanlar’ın devlet dairelerinde çalışmaları yasaktır. Bugün Myanmar devletinde bir tane bile Rohingya memur yoktur. 

*Rohingyalar’ın sabit telefon, cep telefonu, bilgisayar ve motorlu taşıt sahibi olma hakları yoktur. Rohingyalar’a bunların hepsi yasaktır.

*Myanmar (Burma), Rohingya Müslümanlar’ın evlenmelerine dahi engel çıkartmaktadır. Rohingya bir erkek ile Rohingya bir kadının evlenebilmesi için ilk önce yerine getirmesi gereken bazı prosedürler vardır ve bunlar o kadar çetindir ki, Müslümanlar’ın evlenmelerini neredeyse imkânsız hale getirmektedir.

*Rohingyalar evlenenebilmek için devletten izin almak zorundadır. Devlet, evlilik izni almak isteyen çiftlerden her birinden ayrı ayrı yüksek miktarda vergi alıyor. Bu vergiyi öde(ye)meyen çiftler evlenemezler! Üstelik, vergi ödendikten sonra bile en az 2 – 3 yıl beklemek zorundadırlar. Bazen bu vergi ödendiği halde 3 yıl sonra “red” cevabı gelmektedir; yani evlilik vergisini ödedikleri halde evlenmelerine izin verilmemektedir. Daha önce ödenmiş olan vergi de çiftlere geri ödenmemektedir. Arakan’da yaşayan pekçok genç Rohingya, sırf evlenebilmek için Bangladeş tarafına kaçmaktadır.

*Arakan’da yaşayan Rohingya aileler, tüm aile bireylerinin yer aldığı fotoğrafı her yıl devlete teslim etmek zorundadırlar. Doğan her çocuk için ve ayrıca ölen her aile bireyi için devlete vergi verme zorunluluğu vardır.

*Irkçı ve faşist Myanmar (Burma) devleti, Rohingya Müslümanlar’a “ülke içinde” dahi seyahat yasağı koymuştur. Rohingyalar’ın iki ayrı vilayet arasında seyahat özgürlüğü yoktur. Rohingyalar’ın Arakan bölgesi dışına çıkması, Myanmar’ın diğer bölgelerini gidip gezmesi yasaktır. Rohingyalar seyahat edebilmek için “seyahat kartı” almak zorundadırlar ve bu da devlet tarafından türlü bahanelerle verilmemektedir. Rohingyalar’ın ülkenin başkentini görmesi yasaktır.

*Myanmar, cemaatle namaz kılmak ve kurban kesmek gibi ibadetleri Rohingya Müslümanlar’a yasaklamıştır. Cemaatle namaz kılanlar tutuklanıp hapse atılır ve insanlıkdışı işkencelere tabi tutulur. Myanmar devleti yeni cami inşaatına izin vermemekte, var olan camilerde de “cemaatle namaz kılmak” ve “dînî sohbetler tertiplemek” gibi suçları (!) tespit ederse o camiyi yıkmakta ve yerine Budist tapınakları inşâ etmektedir.

*Cami ve medreselerin tamir ve onarımı yasaktır. Bu yasağı denetlemek için de mutad bir uygulama olarak cami ve medreseler yılda üç kez fotoğraflanmak zorundadır. İzinsiz tamir ve onarımın cezası 6 ay ilâ 6 yıl arasında değişen hapis cezasıdır. Myanmar’da son 20 yıl içinde bir tane bile yeni cami inşâ edil(e)memiş, var olan camilerin tamiratı dahi yapılamamıştır.

*Asimilasyon politikalarını hayata geçiren Myanmar devleti, Arakan bölgesindeki köy ve şehirlerin yerli Rohingya dilindeki isimlerini değiştirmekte, onlara resmî Burma dilinde uyduruk isimler vermektedir.

*Myanmar devleti, Müslüman halkın dîn ve ibadet özgürlüğüne yönelik uyguladığı baskı ve zûlmün aynısını ülkedeki Hristiyanlar’a ve hatta devletin ırkçı – şovenist yapısına ve azınlıklara uyguladığı zûlüm ve baskılara karşı çıkan Budistler’e dahi uygulamaktadır. Myanmar devletinin ırkçı ve faşist politikalarına karşı çıktıkları ve zûlüm gören Müslüman ve Hristiyan halkların haklarını savundukları için bugün Myanmar cezaevlerinde yaklaşık 300 Budist rahip yatmaktadır.

"Ulusun yarısından fazlası mülteci"

*Rohingya halkı, canını kurtarmak için periyodik olarak komşu veya bölge ülke topraklarına hicret etmektedir. Toplam sayıları 2.5 milyon olan Rohingya nüfûsunun 1.5 milyonu vatanlarından uzakta, mülteci hayatı yaşamaktadır. 

*Rohingya mültecilerin büyük çoğunluğu komşu Bangladeş’teki mülteci kamplarında “yaşamaktadır.” Bangladeş topraklarında 2’si kayıtlı (resmî; BM denetiminde), 2’si de kayıtsız (kaçak, illegal) olmak üzere 4 tane Rohingya mülteci kampı vardır.Bunların dördü de biribirlerine yakın ve “Bangladeş Arakanı” olan Chittagong il sınırları içinde, Myanmar sınırına oldukça yakındır.

*Ağaç yapraklarıyla besleniyorlar, çocuklarına toprak yedirerek besliyorlar. Hiçbir şeyleri yok!.. Ve gördükleri herkesten korkuyorlar, her yabancıdan korkuyorlar. Ben onlarla konuşmaya çalışırken onlar bana korku dolu gözlerle bakıyorlardı, bizden öyle bir korkuyorlardı ki, anlatamam. Çünkü bugüne dek, onlardan olmayan her insandan sadece kötülük görmüşler. Onlara benzemeyen her insan, onları ya yakmak ya da şiş ve baltalarla parçalayıp öldürmek için yaklaşmış onlara. 

Bangladeş’te bugün toplam 700 bin Rohingya mülteci yaşamaktadır. Bunların 28 bini BM denetimindeki resmî kamplarda, 71 bini de ğayr-i resmî kamplarda barınmaktadır. Yani mületci kamplarında yaşayan Rohingyalar’ın sayısı toplam 99 bindir.  Kamplarda kalmayan Rohingya mültecilerin sayısı ise 601 bindir.
1.5 milyonluk göçmen nüfûsun yarısına kadarı Bangladeş topraklarına sığınırken, diğer yarısı da bölgedeki diğer ülkelere dağılmış durumdadır.

"Sorun ancak devletler düzeyinde çözülebilir"


*Sivil toplum kuruluşları bir şey yapamaz çünkü bu ancak devletlerin çözebileceği bir sorundur. Arakan’da yaşanan sorun ya da “Arakan sorunu”, sivil toplum örgütlerinin ya da insanî yardım gönüllülerinin, gazetecilerin ve yazarların çözebileceği bir sorun değildir. Devletler ve uluslararası güçler mutlaka inisiyatif almalı ve sorunun çözümü, zûlüm ve katliâmların durması, mazlum Rohingya halkının hem özgürlüğüne hem de temel insanî haklarına kavuşması için çaba göstermelidir.

29 Ağustos 2017 Salı

Bir Kova Su(🔥 Var)

Dün gece..
@kamphatiralarim a değdi bir mahsun yürek.
Hadi ona Rumeysa diyelim.
Ürkek ürkek yazıyor. O kadar mahcup ki anlatamam. Ezilmeye alışmış belli.

Ahmet Bozkuşdan duydum sizi. İçimden geçiriyorum ben neden duymadım🙃.

Uzun uzun dertleşiyoruz.
Eşini ihbar eden öz dayısından bahsediyor.
Doğuma eşi olmadan gittiğinden.
11 aylık bebeğini eşinin iki kez görmesinden.
Büyük oğlunun baba hasretinden.
Anne ve babasının anlamayan tavırlarından.
Kayınvalidesinin yüz çevirmişliğinden.
Bu bayram otobüsle 20 saat gideceğinden.
Bebeği götüremeyecek oluşundan.
...

O yazıyor ben ağlıyorum. Ben yazıyorum o ağlıyor..

Ben Rumeysanın hikayesini küçük bir tweetle dua istemek için paylaşıyorum. Başka bir okur ben yol masrafını karşılamak istiyorum diyor. Rumeysa uçakla gidecek eşinin yanına 🙏🏻 vesile oluyoruz.
Ahmet Bozkuş bir takip, gizli bir de dua alıyor..

Ben acılarımdan örnek verip acılarını sarıyorum Rumeysa'nın.
İki üç yıl bile beklesen değer.
Yârin vefa bekler.
Bak bana bir vefasız yüzünden ne haldeyim.
Bekleyenim yok.
Sırtımda koca bir hançer yarası..

ama ümidim var Rumeysa diyorum ümidim var. Biz 4 kişilik kocaman bir aileyiz. Benim yavrularım her gece her gün dua ediyorlar sizlere.

'Allahım! Annesinden babasından ayyı aykadaşlayımızı annesine babasına kavuştuy. Kuytay Allahım!'

Ama yavrularımın aklına bu duayı ederken babaları gelmiyor. Çünkü biz gizli bir inayet eliyle yolumuza devam ediyoruz diyiveriyorum.


Asra Hitap eden Zat aklıma geliyor. 'Ayağım birine takılmış ne önemi var alev alev yanan iman var.'
Sonra bir okur Ahmet Bozkuş sizden bahsetti diyor. Videoyu dinliyorum ne kadar doğru bir iş yapmışsın yürü be Deniz diyorum. 👩🏼‍💻

Herkes yaptığı işin daha nerelere ulaştığını bilse..

Herhalde İsmail bey gibi koşardı.🏃
Ahmet bey gibi hitabetini kullanırdı.
Vera hanım gibi travma eşiğindeki insanlara ümit aşılardı.
Fuat Baran gibi haber sitesi kurup genç kalemleri sitesinde misafir eder onlara yol açardı..
Nazım Abasıyanık gibi iki makale ile ben gibi acizlerin Hicret'ine basamak olurdu.
....daha sayamadıklarımız daha sayamadıklarımız. İyi ki varsınız!


Elinizden ne geliyorsa alev alev yanan bu yangını söndürmeye siz de var mısınız?

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Ensar&Muhacir Kardeşliği


İsimsiz Kahramanlar

İlk günler..Kulaktan kulağa yayılıyor geldiğimiz. Çocuklar için artık yeni amcalar, yeni teyzeler tanıma vakti! Kim ilgi alaka gösterirse onda kalıyor akılları, gönülleri.👬🚶🏼‍♀️Önce Metin amcalar davet ediyor iki gün gönüllerini açıp misafir ediyorlar.. Çevreye dair tüm bilgiler artık belleğimizde. Bırakmak istemeseler de biz müsade istiyoruz. Yeni hayatımıza kampa dönüyoruz.

Sudan çıkmış balık gibiyim. Hala neler olduğunun farkına varmış değilim. Geleli bir hafta oldu. Çocukların mantoları buraya uygun değil. Bizi kampın içindeki ikinci el mağazasına indiriyorlar. Burası kat -1 de bir kıyafet depo aslında. İstediğiniz kıyafeti alabilirsiniz. Çocukları Ahmet Beye on dakikalığına teslim edip tozlu depoya iniyorum. Acil bir durum için telefonum yanımda. İçiçe geçmiş odalardan ibaret olan ikinci el deposu. Son oda çocuklara ayrılmış. 

Düzeltilmesi imkansız bir görünümü var. Her gelen karıştırıp gidiyor, devamlı yeni kıyafetler ekleniyor. Üst raflardan birine telefonumu bırakıp kışlık mont arıyorum. Büyük oğlum için buldum. Küçük oğlanınki de tamam derken. İçerideki Sırp asıllı müslüman kadın hızlı bir şekilde odadan ayrılıyor, anlık bir refleksle telefonumu kontrol ediyorum yerinde yok. İçeride üç kişiydik. Artık iki kişiyiz. Suriyeli bayana soruyorum telefonumu gördün mü? Hayır diyor. Düşmüş olabileceği ihtimali ile bir göz gezdirip odaya çıkıyorum. Ahmet Beye durumu anlatıp telefonumu aramasını söylediğimde artık çok geç olduğunu anlıyoruz. Telefon kapanmış!

Resepsiyona inip durumu anlatırken telefonu alan çiftin dışarı çıktığını görüyoruz. Ne kadar dil dökersek dökelim arama emrimiz yok bugün hafta sonu hafta içi polise gidip şikayet edin diyorlar.  Görevliye şaşkınlığımızı anlattıkça 'üç yıldır buradayım neler neler gördüm ben hiç şaşırmadım' diyor.

Çalanın Müslüman olduğuna üzüldüğüm kadar gurbette tek iletişim aracım olan telefonumun çalınmasına ve çaresizliğime o kadar üzülüyorum. Odaya çıkıp ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum. Ertesi gün Orhan amcalar geliyor. Sanki bir problemim olacakmış onlar da yardıma geleceklermiş gibi tetikte bekliyorlar. Derdim benim değil dert hepimizin. Evde kullanmadıkları bir telefonu getiriyorlar yeni bir hatla birlikte. Şimdi de getirilen telefona sevindiğim kadar iliklerime kadar hissettiğim uhuvvete/kardeşliğe seviniyorum.

Burada bir ayını dolduran her aile Ensar oluveriyor. Muhacir olma hali kalkıyor üzerinden. Dert çok, derman olma derdindeler. Herkes evine davet ediyor. Mehmet Amcanın Halide Teyzenin eli üzerimizde, çocuklar ne severse o yapıyorlar.

Büyük oğlumun doğum günü.  Kenan amcalar doğum günü tertip ediyorlar. İki gün sonra Fadime Teyze kampta kutlayalım diye pasta yapıp getiriyor. Ömer amca her gelişinden harçlık veriyor, vebali var üzerimizde artık. Halil amca da eğer bir ihtiyaç olur da haber vermezsek vebali üstümüze atıyor..

Çocuklar mutlu hem de musmutlu. Yeni akrabalarımız bu insanlar artık. Ara ara uğramaların, hal hatır sormaların ardı arkası kesilmiyor.

Hal böyle olunca inayet eksik olmuyor üzerimizden.

Ama hepimizin kalbinde sanki bir bıçak yarası. Nefeslerimiz bile yarım. Her buluşmada dem vurduğumuz geride bırakmak zorunda olduğumuz arkadaşlarımız, kardeşlerimiz..

Her buluşma duayı netice veriyor. Muhacir ve Ensarlar mağduriyetleri unutmuyor, unutturmuyor.

Vesselam..

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Yolun Kaderi (Hicret Yolları)



Sanatçı Gökmen Bey'in enfes yorumuyla dinliyorum. Kardeşim Faruk olsa limonlu sodaya ben çaya vururdum kendimi..

Bir hafta oldu yayına başlayalı.

Kimi ailene sahip çık dedi.
Kimi Türkiye'den  çıktıktan sonra eşlerinin açtığı boşanma davasından bahsetti gelmeyin dedi.
Kimi cenazesine gidemediği anasından.
Kimi çıkmasının imkansız oluşundan.😞

Kimi kamp hayatının zor olmadığından bahsedip 'korkmayın' gelin dedi. Kimi 'ablam orada kalmasan olmaz mı'. Hatta abla bişeye ihtiyacın var mı, maddi sıkıntın var mı? Ziyaretine gelelim diyen de oldu.

Ah güzel kardeşim,  can arkadaşım. Kader yürüdüğünüz yollara su serpsin. Bahtınızı açık etsin. Amin


Herkes yaşadığı perspektiften değerlendiriyor hadiseleri ve bu sebeple bazen karşıdakini anlamıyor. Ben aciz günahıma tövbenin derdindeyim ve haddim olmayarak sana diyorum ki; Kucağında İsmail büyüyor!

Zalim tarih sahnesine çıkmış rol kesiyor. Zulmünü zirvede yaşatıyor. Biz mazlumuz unutma ve hatırla.. Teslimiyet timsali aileyi. Hz. Hacer Anamız 'bizi kime bıraktın' dediğinde Sema'ya yükselen bir sesti Hz. İbrahim'inki (a.s.) . 'Allah'  diye haykırıyordu. Hz. Hacer 'git öyleyse O cc bizi zayi etmez' demişti kundaktaki bebeği İsmail yanındaydı. Kurak çölde zemzemle muştulanmıştı. Kabe'nin inşaa vazifesi de bu aileye kalmıştı..

Hepimiz kaderi planda payımıza düşeni aldık. Hepimiz bir derdin pençesinde debeleniyoruz.

Halbuki hepimiz hayatımızın (putlarını kırıp) Kabe'sini inşaa ediyoruz. Kahraman birer Lideriyiz hayatımızın.


Ey zalim esirdikçe esir!
Kaderinde çile var.
İbrahim (a.s.) içimdeki putları devir!
Hey gidi günler var.
Hey gidi günler var.